Bitki ekstraktı; bitkilerin uygun bir çözücü içinde optimum ısıl koşullarda etkin maddelerin bitkiden ayrılması ve çözücü maddelerin uzaklaştırılması ile elde edilir . Bu işlemde yaklaşık bir ton bitkiden 10 litre özüt elde edilir. Dolayısı ile organ ve organ sistemlerinde yoğunlukları sayesinde hastalıkları ve iyileşme süreçlerini en olumlu şekilde etkileyebilmektedirler. Diğer bir değişle, bilimsel araştırma ve gözlemlere dayalı bitkisel destek tedavileri; tümöral hastalıklarda organizma’nın ihtiyaç duyduğu doğal maddeleri, gereksinimlere uygun olarak hedef organlara ulaştırmaktır.

Diğer taraftan bilinen bir gerçek olarak, hayatlarının herhangi bir döneminde sürpriz bir şekilde kansere yakalandığını öğrenen hastalıkların ve yakınlarının manevi ve maddi problemleri göz önüne alır ve düzgün giden yaşamlarının bir anda nasıl stresli bir döneme girdiği düşünülürse tümöral hastalıkların asıl boyutları ortaya çıkmaktadır. Basit bir mantık ile düşünülürse yukarıda anlatılan, yaşamsal açıdan çok ciddi ve stres dolu böyle bir durumla karşılaşmamak için neler yapılabilir sorusunun cevabına yönelmek doğru olacaktır. Bilindiği gibi vücudumuzda infeksiyon ve tümöral hastalıklarla savaşan bir bağışıklık sistemimiz (immün sistem) bulunmaktadır. Oldukça kompleks bir yapıya sahip olan bu sistem ve elemanları vücutta bir infeksiyon ve /veya tümöral bir hastalık başlangıcını en erken haber alan bir yapıya sahiptir. Ancak, bazı faktörler vücudun bu önemli savunma mekanizmasını zayıf düşürebilirler. Önem sıraları yerine göre değişiklik göstermekle birlikte bu zayıflatıcı faktörler şöyle sıralanabilir.

Dengesiz ve yetersiz beslenme : kısaca vücudun gereksinim duyduğu besinleri almamak veya almamak olarak tarif edilebilir. Başlıcaları ise, su, tuz, proteinler, vitaminler, mineraller, elektrolikler, esasi yağ asitleri ve aminoasitler, lifli besinler ve sebze ve meyvalardaki birçok yaşamsal ve yararlı maddedir. Bu maddelerin eksiklikleri hücre bazlı organ ve organ sistemlerinde metabolik olayların bozulmasına, hücre dayanıklılığının azalmasına, hücrelerin çeşitli etmenlerden hasar görmelerine neden olmaktadır. Bozulan veya zayıflayan sistemlerin başında ise bağışıklık sistemi gelmektedir. GDO’lu ve hormonlu gıdalar; yaygın olarak son yıllarda üretilen bu gıdalar; bağışıklık sisteminin zayıflamasına, hormon dengesinin bozulmasına, otoimmün hastalıkların oluşmasına, konsantrasyon ve hafıza zayıflığına (beyin hücrelerinde dejenerasyon) ve barsaklardaki mikrop dengesinin bozulmasına böbrek hücrelerinde ve fonksiyonlarında bozulmaya ve obezite’ ye neden olmaktadırlar.

Çevresel faktörler; solunan hava kalitesinin bozukluğu, içme ve kullanma sularının kirlenmesi, gürültülü ortamlar, güneş  ışınlarına fazla maruz kalma, çok çeşitli olan elektrikli ve elektronik aletlerin çıkardığı radyasyon, başta diş sağlığı olmak üzere gelen hijyen kurallarına uymama vs. gibi olumsuz ve zararlı fiziksel özellikler bu kategori’ye girerler.