Dünyada mikrobiyolojik ve biyolojik yaşamın başladığı andan itibaren adına hayat ya da doğal yaşam dediğim döngü başladı. Süreç içerisinde birçok yaşamsal döngü kendini geliştirdi. İçgüdüsel olarak hayatta kalabilmek kendisini koruyabilmek, karnını doyurabilmek, çoğalabilmek gibi temel yaşamsal döngüyü öğrendiler. Kainatta bulunan tüm hücre temelli canlılar belli derecede evrimleşti. İnsanoğlu bu dünyada en zeki canlı olması sebebi ile eski çağlardan günümüze kadar ulaşabilen birçok sırrı da çözebildi. Binlerce yıl öncesinde dahi adına hastalık dediğimiz birçok sorunun neden olduğuna ya da nasıl bertaraf edileceğine dair deneme yanılma yöntemleri ile binlerce yıl süren mücadeleler geçirdi. Hastaların mamayı değilse de hastalandığında bunun bir çözümü olabileceği gözlemlendi. Tüm canlılarda doğdukları itibarı ile ne yapacakları konusunda genetik yazılım bulunur iken insan canlı türünde bu yetenek doğduktan sonra izleme ve öğrenme olarak bulunur. Zekâsını kullanabilen insanoğlu yine dünyada ölüm gerçeğinin farkında olan ve bundan korkan belki de tek canlı türüdür. Belki de insanoğlunun bu korkusu zekâsını belli alanlarda daha fazla geliştirmesiyle olabilir.

Dikkatlice incelendiğinde kâinatta her şeyin iki seçenek ya da yön üzerine kurulduğu izlenebilir. Örneğin; Güzel-çirkin, ön-arka, sağ-sol, erkek-dişi, gece-gündüz, doğum-ölüm, hastalık-tedavi vb. Neresinden bakarsanız karşımıza iki olarak çıkarak.

Bilinmesi gereken çok önemli şeylere örnek; Doğada bulunan neredeyse hiçbir şey gündüz değil gece büyümektedir. Hücrelerimiz, tırnaklarımız, bitkiler, tüm canlılar… Kısacası gece demek neredeyse bir sonraki güne hazırlayan evre demek. Gece olayı olmasa neredeyse yaşam olmaz.

İnsan bedeninde bilindiği üzere birçok vitamin ve mineral bulunur. Vitaminleri doğadan elde edebiliyoruz, minerallerin çoğu ise toprakta mevcut. Bunları da orjin bitki ve benzeri doğa harikalarından kazanıyoruz. Vücudumuzda bulunan Demir, çinko, bakır, fosfor, magnezyum, potasyum ve yüzlercesi toprakta mevcut. İnsan bedeni, organları ve zekâsı bu sistemin ve mineraller olmazsa yaşayamıyor.

Kâinattaki muazzam döngü sayesinde yaşayabiliyoruz. Milyonlarca sır gizli ve hala çözmeye çalışıyoruz. Bugün modern kimyanın bulduğu birçok ilaçlar aslında geçmişimizde bulunmuş ve bugüne ışık tutmuş kazanımlardır. O ışık olmasa idi bugün bu noktalara bu kadar kolay gelinemezdi. Günümüzde hala eski kazanımlar, ilaçlar, yöntemler vb. şeyler geçerliliğini ve önemini korumaktalar. Birkaç yüzyıllık kimya geçmişimizden sonra ilaçların aslında doğa olduğunu ve orjin olan insan yapısının yine orjin olan doğasal zenginlikler ile tedavi edileceğini konuşur olduk. Tabi ki her şeyi tedaviden bahsetmiyorum. Modern tıbbın zararsız seçenekleri ile kombin edilmiş immünoterapi ve fitoterapiden yanayım. Bugün itibarı ile kan şekeri düşmüş bir insana kesme şeker, tansiyonu düşene tuz, kansızlık sorununa üzüm, mide bulantısına zencefil veriyorsak fitoterapi diye bir gerçek var demektir.

Üretici firma olarak tüm bu gerçeklerin farkındayız. Bu sebep ile geçmişimizde bulunan değerli bilgiler ve tecrübeler ışığında bugün ki teknolojik imkânlar sayesinde çok daha fazla biyoyararlılığı olan ürünler üretiyoruz. Ne kadar zeki olursa olsun insan bedeni orjin ve doğal bir yaradılışa sahiptir. Tüm kod ve hücresel yazılımları üzerinde yaşadığımız dünya ile eş olarak tasarlanmıştır. Hücresel yazılımlarımız orjin olmayan maddeler ya da kimyasallara karşı her ne kadar kendisini korumaya çalışılsa da bunun da bir sınırı vardır.

Bu sebep ile ne üretirsek üretelim kesinlikle tüm canlılar için yaratılmış olan ve orjin olan maddelerden üretelim. İnsan bedeninin çok iyi tanıdığı ve cevap verdiği doğasal üretimler tedavide büyük öneme sahiptirler.

Tüm insanoğluna şifalar dilerim.

                                                                                                                                             Adnan AKAR

İMMU-NAT A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı